Özgürlüğün Pozitif Ayrımcılık Yoluyla Tasfiyesi

İnsanların yarışı nerede bitirdiklerine bakarak aradaki farklılıkları “adaletsizliğin bir sonucu” olarak gören anlayış, özgürlükle bağdaşmaz. Sosyalizm, wokeizm ya da feminizm gibi gerici ideolojilerin savunduğu sonuç eşitliği, insanların1 farklı tercihlerde bulunması, farklı fiziksel ve zihinsel yeteneklerle ve farklı şans paylarıyla donatılmış olması nedeniyle özgürlükle değil, kölelikle sonuçlanır. İnsanlar yetenek ve çalışkanlık bakımından eşit olmadığından, sonuç eşitliğinin sürekli kılınması, farklılık üreten her etkenin sürekli denetlenmesini ve baskılanmasını gerektirir; feminizmin talebi de tam olarak budur.

Eşitlik dayatılmak zorundadır; özgürlük ise dayatılamaz. Özgürlük, insanın kendi hâline bırakılmasıdır. Özgürlük, tam anlamıyla, hiçbir dış iradenin insan üzerinde tasarrufta bulunmadığı hâldir. Özgürlük, state’in ya da kadın ırkçı jinokratik yapıların benim şirketimden el çekmesidir. Eşitlik ise doğal değil, mekanik bir hâldir. Eşitlik kendiliğinden oluşmaz, çünkü insanlar doğaları gereği farklıdır. Farklılaşmayı önlemenin tek yolu sürekli müdahaledir. Müdahaleci herhangi bir egaliteryen yapı, sosyalist ya da jinofaşist olsun, kimin ne kadar kazandığını, kimin neye sahip olduğunu ve kimin nereye yükseleceğini kesintisiz olarak gözetleyen, aykırı davrananlara yaptırım uygulayan totaliter ve kadın ırkçı bir makinedir.

Feminist terör ideolojilerini izleyen egaliteryen bir jinokrasi, sonuçları eşitlemek için giderek daha fazla baskıya başvurmak durumunda kalır. Yönetim, sonuç eşitliğini amaçladığında sınır tanımaz; özgürlüğü amaçladığında ise kendini sınırlar. Feminizmin “cinsiyetlerin aldığı sonuçlar da eşit olmalıdır” hedefi, jinokratik kurumlara sınırsız yetki verilmesini zorunlu kılar; çünkü hiçbir tedbir eşitlik hedefini tam olarak gerçekleştiremez, dolayısıyla jinokrasi müdahaleciliğini sürekli kılmak zorundadır.

Özgürlük, eşitlik ve adalet arasında kaçınılmaz bir çatışma vardır; ne var ki, bu çatışma eşitliğin öteki ikisiyle kurduğu karşıtlıktan doğar. Adalet, yani herkese hak ettiğini verme ilkesi, ancak özgürlük çerçevesinde gerçekleşebilir; çünkü yaptıklarıyla hak kazanabilmek yalnızca özgür insanlar için mümkündür. Sonuç eşitliği hedefi ise adaleti tersine çevirir; hak edilmiş olanı değil, dağıtılması öngörüleni merkeze alır. Lâyık olma2 ölçütü terk edilerek yerine ihtiyaç ölçütü geçer. Bu noktada liyakat ölçülemez hâle gelir; çünkü “herkes aynıdır, fark sistemdedir, patriarka bize baskı uyguluyor” öncülü farkı yaratan insani özelliği yok sayar. Kısacası, egaliteryen dünya görüşü, adaletin ön koşulu olan farkı sildiği için adaleti de ortadan kaldırır.

Eşitliğin özgürlükle çatışmasının ikinci boyutu, sonuç eşitliği hedefinin toplumun doğasını3 dönüştürmesidir. Sonuç eşitliği hedeflendiğinde siyasetin işlevi, bürokrasiyi, daha doğru bir ifadeyle jinokrasiyi küçültmek ve düzeni korumak olmaktan çıkar; siyaset, jinokrasiyi büyütmeye ve erkeklerden alıp kadınlara vermeye dönüşür. Modern demokraside sonuç eşitliğini amaçlayan siyaset, hükümeti bir yağma makinesine dönüştüren sürecin ta kendisidir. Bu siyasetin temel itici gücü sevgi ya da dayanışma değil, haset ya da Nietzsche’nin terimiyle, ressentiment’tur. Böyle bir düzende, kimin daha fazlasına sahip olduğu tespit edilerek kimin hedef alınacağı belirlenir. Bu nedenle egaliteryen, kadın ırkçı, totaliter demokratik rejimler özgürlükçü ideolojilerle çatışmaya girer; çünkü özgür toplum farklılaşmayı kabul eder ve eşitlikçi siyasetin dayattığı feminist eşitlik hedef listelerini reddeder.

Günümüzde siyasi ve hukuki bir kimliğe, daha doğrusu bir entiteye dönüşen kadınlar için eşitlik, duygusal olarak karşı konulması güç bir taleptir. Bu nedenle eşitlik, özgürlüğü sessizce ortadan kaldıran en etkili hilelerden biri hâline gelmiştir. Eşitlik, özgürlük zeminine kısıtlı bir ölçüde oturtulduğunda belirli bir noktaya kadar özgürlükle çelişmez; ancak özgürlüğün yerini aldığında, onu sınırlayan ölçü de ortadan kalkar ve özgürlük tamamen tasfiye edilir.

Özgürlüğün karşıtı köleliktir. Ya özgürsünüzdür ya da kölesiniz. Yüzde 60 özgür, yüzde 40 köle olmak diye bir durum yoktur. Tam da bu nedenle komünistler Çarlık Rusyası’ndaki serbest piyasayı tasfiye etmeye kalkıştıklarında köleliğe dönüşmek zorunda kaldılar; çünkü aslında ellerindeki tek gerçek seçenek kölelikti. Eşitlikçi hareketlerin tarihi, bu köleliğin üç aşamada ortaya çıkışının tarihidir. Birinci aşama fırsat eşitliği, ikincisi pozitif ayrımcılık, üçüncüsü ise kurumları, ölçütleri ve liyakati tamamen kuşkulu kılan bir sistemin kurulmasıdır. Her aşama, öncekine göre daha fazla zorlama, daha az özgürlük ve daha az liyakat içerir; medeniyeti ayakta tutan işlerin yüzde 85’inden fazlasını omuzlayan erkekler için ise daha fazla kölelik anlamına gelir.

Özgürlük, fark yaratabilme imkânıdır. İnsanı insan yapan unsur, yetenekleri, çalışkanlığı, seçimleri, risk alma cesareti ve sorumluluk alarak fark yaratmasıdır. Herkesin aynı sonuca ulaştığı bir düzen, fark yaratmayı cezalandıran ya da imkânsız kılan bir düzendir. Bu nedenle eşitlik, özgürlüğün karşıtıdır. Özgürlük insanın kendi hâline bırakılması, eşitlik ise sürekli hizaya getirilmesidir. Birincisi farkı doğal sayar; ikincisi ise farkı düşman ilan eder. Feminizmin cinsiyet kimliklerini ve cinsiyetler arası farklılıkları reddetmesinin ardındaki neden tam olarak budur. Özgürlük ile eşitlik aynı anda en üst düzeyde gerçekleşemez: ya özgürsünüzdür ve farklılaşırsınız, ya da eşit olursunuz ve hayatınızın her alanını düzenleyen baskıcı bir rejim sizi rahat bırakmaz.

Eylül 28, 2026

Novus Magister



Dipnotlar:

  1. özellikle de erkeklerin ve kadınların ↩︎
  2. liyakat ↩︎
  3. özellikle de erkekle kadının ↩︎

Teorik Temel ve Kaynaklar:

  • Adrian Wooldridge, The Aristocracy of Talent: How Meritocracy Made the Modern World, Allen Lane, 2021.
  • Amartya Sen, Inequality Reexamined, Harvard University Press, 1992.
  • Anne O. Krueger, “The Political Economy of the Rent-Seeking Society”, American Economic Review, No. 64, 1974.
  • Aristotle, The Nicomachean Ethics, Oxford University Press, 1998.
  • Benjamin Constant, “De la liberté des anciens comparée à celle des modernes”, Écrits politiques, Gallimard, 1997.
  • Bertrand de Jouvenel, The Ethics of Redistribution, Cambridge University Press, 1951.
  • Camille Paglia, Sexual Personae: Art and Decadence from Nefertiti to Emily Dickinson, Yale University Press, 1990.
  • Carl Cohen & James P. Sterba, Affirmative Action and Racial Preference: A Debate, Oxford University Press, 2003.
  • Charles Taylor, “What’s Wrong with Negative Liberty”, The Idea of Freedom, Oxford University Press, 1979.
  • Cicero, On Duties, Harvard University Press, 1913.
  • Daniel Markovits, The Meritocracy Trap: How America’s Foundational Myth Feeds Inequality, Dismantles the Middle Class, and Devours the Elite, Penguin Press, 2019.
  • Daphne Patai & Noretta Koertge, Professing Feminism: Education and Indoctrination in Women’s Studies, Lexington Books, 2003.
  • David M. Buss, The Evolution of Desire: Strategies of Human Mating, Basic Books, 1994.
  • David Miller, Principles of Social Justice, Harvard University Press, 1999.
  • Diane F. Halpern, Sex Differences in Cognitive Abilities, Lawrence Erlbaum, 2000.
  • Elizabeth Fox-Genovese, Feminism Without Illusions: A Critique of Individualism, University of North Carolina Press, 1991.
  • Elizabeth S. Anderson, “What Is the Point of Equality?”, Ethics, No. 109, 1999.
  • Franz Oppenheimer, Der Staat, Frankfurter Societäts-Druckerei, 1908.
  • Frédéric Bastiat, La Loi, Guillaumin, 1850.
  • Friedrich Nietzsche, Zur Genealogie der Moral: Eine Streitschrift, C. G. Naumann, 1887.
  • G. A. Cohen, Rescuing Justice and Equality, Harvard University Press, 2008.
  • Georg W. F. Hegel, Phänomenologie des Geistes, Joseph Anton Goebhardt, 1807.
  • Gerald C. MacCallum, “Negative and Positive Freedom”, The Philosophical Review, Cilt 76, 1967.
  • Glenn C. Loury, The Anatomy of Racial Inequality, Harvard University Press, 2002.
  • Harry G. Frankfurt, “Equality as a Moral Ideal”, Ethics, No. 98, 1987.
  • Heather Mac Donald, The Diversity Delusion: How Race and Gender Pandering Corrupt the University and Undermine Our Culture, St. Martin’s Press, 2018.
  • Helen Pluckrose & James Lindsay, Cynical Theories: How Activist Scholarship Made Everything about Race, Gender, and Identity, Pitchstone Publishing, 2020.
  • Helmut Schoeck, Der Neid: Eine Theorie der Gesellschaft, Karl Alber, 1966.
  • Janet Radcliffe Richards, The Sceptical Feminist: A Philosophical Enquiry, Routledge & Kegan Paul, 1980.
  • Jean Bethke Elshtain, Public Man, Private Woman: Women in Social and Political Thought, Princeton University Press, 1981.
  • Jean-Jacques Rousseau, Discours sur l’origine et les fondements de l’inégalité parmi les hommes, Marc-Michel Rey, 1755.
  • John Rawls, A Theory of Justice, Harvard University Press, 1971.
  • John Stuart Mill, The Subjection of Women, Longmans, Green, Reader, and Dyer, 1869.
  • Karl R. Popper, The Open Society and Its Enemies, Routledge, 1945.
  • Larry S. Temkin, Inequality, Oxford University Press, 1993.
  • Ludwig von Mises, Human Action: A Treatise on Economics, Yale University Press, 1949.
  • Mary Harrington, Feminism Against Progress, Forum, 2023.
  • Max Scheler, Ressentiment, Marquette University Press, 1994.
  • Murray N. Rothbard, The Ethics of Liberty, Humanities Press, 1982.
  • Robert Nozick, Anarchy, State, and Utopia, Basic Books, 1974.
  • Simon Baron-Cohen, The Essential Difference: The Truth about the Male and Female Brain, Allen Lane, 2003.
  • Stephen L. Carter, Reflections of an Affirmative Action Baby, Basic Books, 1991.
  • Thomas Hobbes, Leviathan, Andrew Crooke, 1651.
  • Thomas Sowell, Affirmative Action Around the World: An Empirical Study, Yale University Press, 2004.
  • Thomas Sowell, The Vision of the Anointed: Self-Congratulation as a Basis for Social Policy, Basic Books, 1995.
  • Wilhelm von Humboldt, Ideen zu einem Versuch, die Grenzen der Wirksamkeit des Staats zu bestimmen, Eduard Trewendt, 1851.